13 Haziran 2006

Sinope'li Diogenes

Sağda solda dolaşan “fwd” e-maillardan birinde Diyojen’le ilgili bir anekdot okuyunca bu zat-ı muhteremin aslında acayip bir muhterem olduğunu hatırladım. Hani bu Diogenes, Atina’nın asilzadelerinden zengin bir tiple daracık, tek seferde sadece bir kişinin geçebileceği bir sokakta karşılaşır. İkisi de yol vermezler birbirlerine, adam bizimkine iğrenerek bakar, “Ben pis bir serseriye yol vermem” der. Diogenes hiç düşünmez bile, kenara çekilir, “Ben veririm ama” der.


Felsefeyle en en azıcık ucundan bağlantısı olan, hatta olmayanlar bile babanın Büyük İskender’e attığı fırçayı bilirler. İskender, Korinthos’ta karşılaştığı hocası Diogenes’in etrafında kurmaylarıyla beraber toplanır. Bir isteği, bir emri olup olmadığını içtenlikle sorar. Diogenes, oturduğu yerden genç kralın etrafındaki kalabalığa bakar, “Gölge etme” der, “başka isteğim yoktur”...


Madem öyle, babayı biraz tanıtalım, sokakta karşılaştığı herifin de zannettiği gibi fıçıda yaşayan bir serseri olmadığından bahsedelim istedim.



Sinope’li Diogenes (m.ö. 413 – 327)

Antisthenes'in en ünlü öğrencisi Diogenes, felsefede kinik okul –ingilizcesi cynic- denen akımın kurucusudur. Diogenes'e göre en üstün iyi; erdemdir. Bilim, şan ve şeref, servet, vazgeçilesi uydurma "iyi"lerdir. Felsefesinin özü, her türlü özentiyi yok etmek ve onun karşısına doğal olanı, dolayısıyla iyi olanı koymaktır.


Bilgelik, kendini, istek ve duygularından uzak tutmak, toplum yaşamının ürettiği kolpa ihtiyaçları en aza indirmektir. Platon'un "Çılgın Sokrates" olarak tanımladığı Diogenes, yaz-kış yalınayak dolaşır, harmanisine sarınıp tapınak kapılarında oturur ve Atina’da sokak kenarında bir fıçıda yatıp kalkardı.


Düzgün bir insan olmak hedefini durmadan anlatan, sıradan insanları görmezden gelen, dürüst bir Atinalı bulmak için sokaklarda gezen Diogenes, güneşli bir gün elinde fener, sağa sola bakarak dolaşmaktadır. Eğlenmek için sorarlar, “Baba, ne arıyorsun” diye. Diogenes, yüzlerine bakmadan yürümeye devam ederken bir yandan cevaplar: “İnsan arıyorum, insan”.


Arayışlarının sonunda “insan” gibi bir insan bulamayınca, içinde yaşadığı fıçıya soğukta sığınmak için gelen sokak köpekleriyle takılmaya başlayan Diogenes, köpeklere iletişim kurmayı öğretmeye çalışır. Fenerin ışığını kullanarak basit kodları köpeklere tanımlatmaya uğraşan Diogenes “hav” ve “hırr”dan başka cevap alamasa da felsefesinin ve yolundan gidenlerin “köpek gibi, köpeksi” anlamına gelen kinik olarak çağırılmasına sebep oldu.


Diogenes’i anlatmak için aslında orada burada söylediği, “lak lak” diye oturan sözlerinden bahsetmeli. Mesela babayı bir gün zorla Atina pazarına götürürler. Dönüşte öğrencileri pazarı nasıl bulduğunu sorarlar. Gülerek, “Süperdi” der, “dünyada ihtiyacım olmayan ne çok şey varmış”. Ya da bir gün çeşmeden avucu ile su içen bir çocuk görünce "Bu çocuk bana fazladan eşyam olduğunu öğretti" diyerek önündeki su çanağını kırar. Günün birinde de hareketi inkar eden Elealı Xenon'un bir dersinde, ”Bunu nasıl tanımlayacaksın o zaman?” diyerek kalkıp yürümüştü.


Bunca alay edilmesine rağmen Atinalılarca içten içe büyük saygı gören bir şahsiyet olması ise ta 2500 yıl öncenin insanlarının felsefeye ve bilgiye bugünden çok daha fazla değer verdiğini gösteriyor.

1 yorum:

Anonim dedi ki...

Guzel blog. Benimki de http://muratkarun.blogspot.com