19 Ocak 2007

Bir gün Etiler'de

Akmerkez'in yerinde Etiler Lisesi'nin top sahası var. O zamanlar.


Etiler Commodore Center var. Etiler’de. Oyun yapıp oyun satıyorlar. Biz de yıllar yılı oyun alıp oyun oynuyoruz. Önce Commodore 64, sonra Amiga, sonra PC oyunları. Adı değişiyor sonra buranın, MCM oluyor. Çapsızlıkları dünya alemin diline düşünce değiştirmek zorunda kalıyorlar herhalde, biz büyümüş oluyoruz, gitmiyoruz daha.



Osman duruyor bu dükkanda. Kırmızı kafa. Sarı kirpik. Teyzesi var bir de, sarı kafa. Ejderha tırnak. Ortak işletiyorlar. Bir keresinde teyzesi kasada duruyor, Osman oyun kopyalıyor, ben de oyun listesine bakıyorum. Arkamda kasada oturan teyzesi hala arkamda kasada otururken, önümdeki kapıdan içeri giriveriyor. Şaşırıyorum. Arkama bakıyorum, teyze kasada. Önüme bakıyorum, teyze kapıda.


“Hoş geldin anne” diyor Osman, rahatlıyorum. Osman farkediyor, gülüyor. Yavşak.


Etiler’de Venüs pastanesinin karşısında Planet bilardonun yan sokağında oturuyor bu dükkan.


Planet de bize kült olmuş bir yer, alt katı atari salonu, üst katı bilardo. Bu bilardocuda zaman zaman Alpboğa’yla bilardo oynuyoruz. Hatta birkaç sene sonra bir gün İbrahim Tatlıses’le amerikan oynuyoruz burada. Geliyor dolanıyor içeride, içerisi ful, herkes kıromtrak, herkes sırıtıyor birbirine ve İbo’ya. Komedi Dans Birlisi Erol Köse var yanında. Sağı solu kesiyor, bizi daha çok kesiyor İbo. Üstümüz başımız daha bir hallice, Levent çocuğuyuz, Nişantaşı Adam’s dükkanından alınma beşyüz birler var üzerimizde.


“Oynayalım mı?” diyor.


Biz seviniyoruz, kafa sallıyoruz. 15 yaşındayız.


“Kaybeden hesabı öder ama” diyor. Komik geliyor, yine kafa sallıyoruz. 15 yaşındayız.


İbo kaş göz yapıyor, Erol koşa koşa iniyor merdivenlerden, biz üst kat camından caddeye bakıyoruz, ne oluyor diye. Erol kapının önündeki Merso’dan bir şey getiriyor, ıstaka olsa gerek. İbo kadife haznesi içinden çıkarıyor ıstakanın dü paresini, hop yekpare ediyor 10 saniyede. Profesyonelce. Alpboğa’yla birbirimize bakıyoruz. Erol da bize. Sırıtıyor köse.


İbrahim Tatlıses acayip bilardo oynuyor. Hiç top sokmuyor ama. Hepsini tek deliğin önüne topluyor. Sonra gülerek tık tık içeri atıyor hepsini. Alpboğa’yla birbirimize bakıyoruz. Erol da bize. Hala sırıtıyor köse.


Teşekkür ediyor İbo. Giderken “Lahmacuncu açacağım” diyor, “beklerim sizi de”.



Bayağı zaman geçiyor. Geriye doğru.


Etiler Commodore Center’dan üç disketlik bir oyun alıyorum, eve gidiyorum. Üç gün boyunca oynuyorum oynuyorum, üçüncü diskete geliyor sıra. Bilgisayar bu disketi tanımıyor bile, sinirle kalkıyorum, ta Ulus’tan yürüye yürüye geliyorum. Teyze tırnaklarını törpülüyor. Beni görüyor, gülüyor Osman. Üçkağıtçı.


“Bitirdin mi?”


“Bu disket bozuk!” diyorum, 13 yaşında bir çocuk ne kadar ciddiyetli ve kızgın olabilirse o kadar kızgın görünmeye çalışıyorum.


Bakıyor disketin sağına soluna, kulağına götürüp sallıyor Osman. Uzman. Kaşlarını kaldırıp:


“Sen onu hoparlörün üstüne koymuşsun, öyle bozulmuş o” diyor Osman orospu çocuğu, teyzesi kafasını sallıyor, “Evet evet, bizde puştluk olur mu hiç?” diyor gibi sallanan kafası.


"Ne hoparlörü? Ne diyorsun sen, bozuk işte!"


Dudaklarımı sıkıyorum, 13 yaşındasın, ne diyeceksin?


"E hep geliyorum ben, değiştiriver işte."


Osman bakıyor, “o kadar da orospu çocuğu olmayayım bari” diye düşünmüş olacak, kaşlarını oynatarak üçüncü disketin temizini takıyor eksternal sürücüye, kopyalayacak yenisini. Yeşil ışığı yanıyor sürücünün, aynı anda teyze birinci viteste patiyle kalkıyor:


"Çocuklar hep bozuyor disketleri, biz de değiştiriyoruz, e nasıl para kazanacağız?"


Osman çark ediyor. Kem küm. Çıkarıyor disketi sürücüden, kırmızı ışığı yanıyor sürücünün, teyze duruyor.


"Sadece disket parası alalım bari" diyor Osman. Sahtekar.


Cebimde para yok, gelirken beş paket İtalya ‘90 Figurine Panini sticker almışım. Son bir utanç dalgasını daha atlatarak, “Cumartesi getiririm” diyorum, “nasıl olsa bunu bitirip, başka oyun alacağım.”


Kafasını olurdan sallıyor Osman, tekrar itiyor yarısı dışarıdaki disketi içeriye. Yeşil ışığı yanıyor sürücünün, teyze yine patiyle kalkıyor:


“Bunların hiçbir zaman olmaz ki paraları! Babaları kendilerine Mersedes alacaklarına, para versinler biraz bu çocuklara. Yok öyle veresiye artık!”


Osman yine çark ediyor. Kem küm. Çıkartıyor disketi sürücüden, kırmızı ışığı yanıyor sürücünün, teyze duruyor.


“Cumartesi geldiğinde alırsın bunu da” diyor sessizce Osman ‘bugün de böyle olsun’ gibisinden af bekleyen bir ifadeyle. Korkak.


Teyze kafasını öteki tarafa çevirerek o ejderha tırnaklarını törpülemeye devam ediyor, ben kafam önümde iki yana sallanarak, sinirli sinirli mırıldanarak çıkıyorum: “Kırılır inşallah tırn...” derken kapıya çarpıyorum bir de salak gibi.


“...akların!”


Küfür edemiyorum.


Belki o zaman o kadına o küfrü edebilseydim, şimdi bu kadar küfürlü konuşmazdım.


Kim bilir?..