27 Kasım 2006

Aristidi'nin Rozeti


"Haldun Sevel, Haziran 1994'te, Maviş adlı küçük teknesiyle, Ayvalık'tan yola çıktı. Bir süre sonra Midilli'nin 'Kolpos Yares' koyuna demirledi. Geceyi orada geçirdi. Ertesi sabah teknede tembellik ederken, kulağına bir türkü çarptı:


'Ela popses tukoma/ Masu pekso baklama/ Naka tebu niyageli/ Napo leksu çiftetelli, çiftetelli, çiftetelli...'

Sevel ayağa kalkıp bakındı. Az ötedeki kayıktan geliyordu bu ses. Civardaki teknelere balık satan yaşlı bir adam, hem sazının tellerine vuruyor, hem de türküyü söylüyordu. Kayıkta kürek çeken, 12-13 yaşlarında bir kız çocuğu da vardı. İhtiyar birkaç el kol hareketi yapınca tombul kız kayığı Maviş'e yanaştırdı. Haldun Sevel, yarım Yunancası ile balığın fiyatını öğrenmeye çalışırken, ihtiyar gayet temiz bir Türkçe ile sordu:


'Siz Türk müsünüz?'

Evet...


'Yoksam İstanbul'dan, Fenerbahçe'den mi?'

Sevel, bu soruya da olumlu cevap verdiğinde ihtiyar ile küçük kız birbirlerine bakıp gülmeye başladılar. Ardından ihtiyarın soruları geldi:


'Belvü duruyor mu Belvü?.. Murat 'ın babası Mustafa Kaptan yaşıyor mu?.. Todori ne durumda?..'

Eski günleri anlatmaya başlamıştı: 'Ben, bundan 40-50 yıl önce Belvü Gazinosu'nda Müzeyyen Senar Hanımefendi okurken, ona sahnede beyaz karanfil verdim, benim elimi sevdi, onu yanaklarından öptüm.'


Artık balık satmayı boşlamıştı ihtiyar adam. Anlatıyor, anlattıkça daha da anlatası geliyordu: İstanbul Rumlarındandı... Ona burada Aristidi Kaptan derlerdi... Yanındaki, Atina'da yaşayan kızından olma torunu Panayota idi, tatil için gelmişti... Yoksa Aristidi orada yalnız yaşıyordu...



Aristidi Kaptan sordu:


'Sende rakı var?'

Evet, vardı.


'Ama Atatürk 'ün rakıdan?..'

'Herhalde Kulüp Rakısı istiyor' diye düşündü Sevel. Sonra Aristidi'nin koya bakan küçücük evine gittiler. Az sonra yemek masası; çiroz salatası, lakerda, sirkeli cacık, salata çorbası ve zeytinyağında kızartılmış iri barbunlarla donatılmıştı. Anlatmayı sürdürdü Aristidi Kaptan: Babası, dedesi hep İstanbulluydu... Son olarak Moda'da, Mektep Sokak'ta oturmuşlardı. 6-7 Eylül (1955) olaylarından sonra ayrılmak zorunda kalmışlardı... Şimdi 80'ini aşmıştı...


Haldun Sevel, 'Yaşlısın, hastasın, niye kızının yanına taşınmıyorsun? Burada doğru dürüst hastane yok, doktor yok' demesi üzerine, Aristidi Kaptan elini Türkiye kıyılarına doğru sallayarak şöyle dedi:


'Gitmem... Bak buradan memleketi seyrediyorum, gitmem...'

Bu arada rakılar bitti, uzoya geçildi.


Böyle sıcak anılarla dolu birkaç günden sonra ayrılık vakti geldi. Sevel sordu:


'Tekrar geleceğim... Benden ne istersin?'

Aristidi Kaptan iki şey istedi:


'Atatürk'ün rakısından getir... Bir de Fenerbahçe rozeti...'

Haldun Sevel, Aristidi'ye niye ceket yakasında yıpranmış, solmuş bir Fenerbahçe rozeti taşıdığını sordu. İhtiyar anlatmaya başladı:


'Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra İstanbul işgal edildi. Halimiz perişandı. İşgalci İngilizlere, Fransızlara beddua ediyorduk. Mütarekenin sonuna doğru, babam heyecanla geldi. Maça gidecektik. İngiliz takımı ile Fenerbahçe karşılaşacaktı. Herkes Fenerbahçe'nin perişan olacağını sanıyordu. Çok sert bir maç oldu. Fenerbahçe kazandı. Ortalık bayram yerine döndü. Sokaklarda fener alayları yapıldı. İstanbul halkı evindeki gaz lambalarında kullandığı gazı dahi, meşaleleri yakalım, galibiyeti kutlayalım diye bize verdi. İşte bu rozeti o gün yakama taktım, bir daha da çıkarmadım.'

Futboldan anlamasa da Fenerbahçe taraftarı olan Haldun Sevel bunun üstüne Aristidi'nin elini öptü.


Aradan iki yıl geçti. Söz vermesine, çok istemesine rağmen Sevel, Midilli'ye gidemedi. Nihayet, 1996 yazında fırsatını buldu. Rakıları ve Fenerbahçe rozetlerini teknesine yükleyip yola çıktı. Ve Aristidi Kaptan'ın kapısını çaldı...


Geçen sürede Aristidi iyice kötülemişti. Önce onu tanımadı. Sevel, Kulüp rakılarını, Fenerbahçe rozetlerini çıkarınca hafızası yavaş yavaş yerine geldi:


'Niye bu kadar geç kaldın?'

Zar zor yerinden kalkan Aristidi, eski ceketini giydi... Yakasına yepyeni Fenerbahçe rozetini taktı... Arkadaşlarının koluna girip kahvenin yolunu tuttu.


Oflaya puflaya, dura kalka, nefes nefese kahveye vardı ve rozetini gururla arkadaşlarına gösterdi:



'Size demiştim. Geldi, işte rozetim geldi.'

Kahveden koca bir alkış sesi yükseldi.


Kısa bir süre sonra, Aristidi dünyaya gözlerini yumdu. Mezarına, Haldun Sevel'in Fenerbahçe ve Moda'dan alıp götürdüğü memleket toprağı serpildi."



13/01/2006
Emre Aköz - Sabah