23 Ocak 2012

Lokomotifçi Lukas

Lukas'ın yeni baskılarından
Çölde bir adamla karşılaşıyorlardı Lokomotifçi Lukas ve Jim. Taaaa uzakta dev gibi bir adam görüyorlardı. Yaklaştıkça boyu kısalan, yanlarına geldiğinde cüce kalan bir adam.

Michael Ende dedem tarafından yapılan, perspektife kafa göz dalan bu dev cüce adamın muhteşem tasviri sayesinde küçücük aklımın soyutlama kaslarının ilk defa çalıştığını hissetmiştim. Şu anda bile neredeyse aynen gözümün önünde, okuduğumda hayal ettiğim bu sahne.

7 yaşında falandım, Milliyet Çocuk Kitapları vardı, ufak mavi kaplı yüzlerce kitabım vardı. Bunlardan Lokomotofçi Lukas ise benim incilimdi. Karşılaştığım herkese Lukas'ı anlatıyordum. Lukas çok güçlü, çok maharetliydi mesela. Bir demir çubuğu büküp fiyonk gibi bağlayabilir, Tükürüğüne ise havada takla attırabilirdi. Düşün, sanki babamın arkadaşı, o zaman öyle seviyorum Lukas'ı.

Hepimizin vardır çocukken babamızın çok sevdiğimiz bir arkadaşı, ilgilenir bizle, oynar, piçlik falan öğretir gizlice. Büyüdüğümüzde pek ilgilenmeyiz Lukas amcayla, loser bir tiptir, hayatın sillesi falan. Başarısızdır. Niye? E herkes çalışırken sen çocuklarla oynadın, kafan paraya pula değil piçliğe çalıştı yıllarca.

Sahiden yahu Lukas amcalara neden yazık oluyor, gerçek dünya ne kadar sert, çocuk ruhlu insanlar niye korunaksız?

06 Ocak 2012

"Papazı dövdürmeyecektik"

Marangoz, eski Türkiye İşçi Partili, rahmetli Sarkis Çerkezoğlu'dan bu topraklara ait bir fabl. Buyurun:

Üç kafadar bir yaz günü yaya olarak yolculuk yapmak zorunda kalıyorlar. Biri Türk, biri Kürt, diğeri de Ermeni. Ermeni olan aynı zamanda da papaz. Sıcak, bir süre sonra yolda susuyorlar. Etrafta su yok. Bağların olgun zamanı. "İki salkım üzüm yiyelim de ağzımız ıslansın" diye bir bağa giriyorlar. Bağın sahibi bir Türk ama onu görememişler. Papaz din adamı ya, "Burası kimindir? Ayıptır" demiş, diğerleri "Yahu kaç paraysa veririz" diyerek yemeye başlamışlar ki bağın sahibi gelmiş. Bakmış yabancı birileri üzümünü yiyor. Fena bozulmuş ama üç kişiyle de başa çıkamayacağını düşünmüş. Birine bakmış, kıyafetinden Ermeni ve papaz olduğu belli. Diğerine bakmış, konuşmasından Kürt olduğunu anlamış. Üçüncüsü de Türk.

Dönmüş Ermeni'ye, "Bak bu adam Türk, yesin malımı, benim kanımdandır, helali hoş olsun. Bu da Kürt'tür ama yine de din kardeşimdir. Peki sen ne demeye yiyorsun benim üzümümü?" demiş. Bu laf, üzerlerine sorumluluk yüklenmeyen Türk ve Kürt'ün hoşuna gitmiş. Adam, diğerleri seyrederken papazı bir güzel dövmüş, kıpırdayacak hal bırakmamış, yere uzatmış.

Bağ sahibi, üç kişiden birini eksiltince Kürt'e dönmüş. "Madem müslümansın da niye bağıma giriyorsun? Bu adam benim milletimden, kanımdan yediyse afiyet olsun, sana ne oluyor?" diyerek bir güzel onu da dövmüş ve yere uzatmış.

Bağın günahı diğer ikisine kalınca Türk'ün gönlü tam rahatlamış ki, bağ sahibi Türk'e dönmüş ve "Ulan hem Türk'sün, hem müslüman, aynı kandanız, aynı dindeniz, bana yapılır mı bu?!" diyerek Türk'e de vurmaya başlamış. Türk dayağı yerken bir ara Kürt'ün yanına devrilmiş, iki yumruğun arasında kulağına "Biz," demiş "papazı dövdürmeyecektik"...