25 Şubat 2017

Rand vs. Kant: Sonucu belli bir karşılaşma


"İnsanlık tarihinin en kötü insanı" demiş yeteneksiz yazar Ayn Rand, Kant için.

Kant sevdalısı olduğumu söyleyemem ancak Ayn Rand'ın bir gerizekalı ve histerik bir karakter olduğunu söyleyebilirim. Immanuel Kant üzerine yazdıklarını gördükten sonra, okuduğunu anlamaktan aciz, bile diyebilirim.

"Ödev ahlakı" kavramına takılmış haspam Rand, Kant'a göre ödevin hiçbir dayanak olmaksızın daha yüksek bir otoriteye uymak zorunluluğu olduğunu, bu nedenle Kant'ın devletleri ve insanlık tarihini yanlış yönlendirdiğini iddia etmiş. Tamamen hatalı. Linkte de dendiği gibi, eğer Kant'ın karşısına çıkacaksan -ki Kant eksikleri olan, karşısına çıkılması gereken bir felsefeci, donanımlı çıkacaksın, önce okuduğunu anlayacaksın, karşı çıktığın fikrin yerine kendi ratio'nu koyacaksın. Mesela Kant'ın Salt Aklın Eleştirisi'nde ödevlerin akılcı dayanağı olarak ortaya koyduğu en temel kavram olan Kategorik İmperativ'i bilmezsen tabii ki ödev ahlakının dayanağı olmadığını iddia edebilirsin, lise felsefe dersinden bile geçemezsin bu rasyonel seviyeyle. Kategorik İmperativ bir evrensel ahlak median'ı, yani yapacağımız eylemin öznel amacının evrensel nesnel amaçlara uygun olup olmadığını ayırabilme yöntemi, ki ahlaki yaklaşımlarımız sadece kendi vicdanımıza değil evrensel bir rasyonelliğe de dayansın.



Üstelik Kant 300-400 sene önce despot yöneticilerin ve "paternal" siyasi sistemlerin yanlışlığını anlatmış bir adam. Her insanın doğuştan gelen çeşitli "default" hakları olduğunu, bunların en temelinin de mutlu olacağı hayatı seçme iradesi olduğunu söylüyor, yani en birincil hakkımız özgürlük hakkı; bireyin kendi mutluluğu için istediği eylemi gerçekleştirmeye hakkı olması gerektiğini, bunun tek istisnasının aynı şekilde başka bir bireyin mutluluk arayışıyla kesişmemesi gerektiğini söylüyor. Bu nedenle toplumsal kontratın gerekliliğini o zamanlardan ortaya koyuyor; yani bir kralın ya da cumhurbaşkanının baba figürü olarak kendi halkı için neyin iyi olduğunu söylediği sistemlerin tamamen despotluk olduğunu, bu tür paternal yönetim metotlarının bireyin tüm özgürlük alanlarının yok edilmesi olduğunu söylüyor Kant.

Kısaca Rand'a dönersek, bitireyim, bu Rand'ın objektivist yaklaşımı ile kötü kitapları Fountainhead ve Atlas Shrugged'ı Türkiye'ye tanıtmak için kitabevi bile kuran iki meşhur kanka var biliyorsunuz, biri "büyük" reklamcı, biri "büyük" yönetmen, işte kötü insan diyebileceklerim bunlar mesela benim. Bilenler bilmeyenlere anlatsın...

https://www.libertarianism.org/columns/few-kind-words-about-most-evil-man-mankinds-history

27 Ekim 2013

22 Mayıs 2013

Mesela Yavuz


On yıla neler sığar be Yavuz
Neler düşünsene mesela
Sen ölmüşsün biz yaşlanmışız

15.08.2011

10 Mayıs 2013

Yavaş Yavaş Ölürler


Yavaş yavaş ölürler seyahat etmeyenler,
Yavaş yavaş ölürler okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoş görmeyi barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler!

Alışkanlıklarına esir olanlar, her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,
Veya bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler!

İhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki
pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler!

Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi
mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar.

Yavaş yavaş ölürler!

Pablo Neruda

09 Mayıs 2013

18 Ocak 2013

Entelektüel kimdir, sorumluluğu nedir?

Biz insanlar, orta sınıf ahlâkımızla davranırız ve entelektüel insanı da sevmeyiz. Açıktan açığa aşağılarız da, aslında bizi içten içe rahatsız ettiğindendir. Acaba entelektüeller, diğer bir tabirle "aydınlar" içlerinde yaşadıkları toplumun diğer bireylerini neden rahatsız ediyorlar?

Entelektüel kavramıyla ilgili tartışmada ben Hz. Adorno'nun yanındayım: "Entelektüelin kendini yaşadığı topluma yabancı hissetmesi ahlâki sorumluluğudur."

Bir nevi ontolojik evsizlik meselesi. Bir entelektüel, içinde bulunduğu topluma yabancılaştıkça, dışarıdan bakabildikçe göz ardı edilen sorunları net görebilir ve dile getirebilir. Kendisini yaşananlardan rahatsız hissetmelidir ki o da çevresini rahatsız edebilsin. Frankfurt okulunun meşhur müdürü Adorno gerçekten 20. yüzyılın en önemli birkaç düşünüründen biri.

Entelektüel sorumluluğu, iki büyük dünya savaşının yaşandığı 20. yüzyılda çok irdelendi. Hatta Edward Said'e göre "...entelektüel, eskiden olduğu gibi, toplumda bir uzlaşma oluşturacak genel simgeleri yaratan biri değil, bu simgeleri sorgulayan, kutsal sayılan gelenek ve değerlerin ikiyüzlülüğünü, ırkçılığını, cinsiyetçiliğini teşhir eden; hiçbir fikir ayrılığına tahammülleri olmayan kutsal metin gardiyanlarıyla mücadeleden çekinmeyen kişidir"...

Bu bağlamda kaçınılmaz son söz: Rahatsız ediyorsam kusura bakmayın ama hepimiz her gün dünyayı değiştirmek zorundayız.

30 Aralık 2012

Merhaba 2013


Geride bırakmış olduğumuz yılda her seferinde olduğu gibi sevinçler, üzüntüler; mutluluklar, hayal kırıklıkları; kazançlar, kayıplar; doğumlar, ölümler; nikâhlar, boşanmalar; yepyeni dostluklar, kalp kıran küslükler; taptaze tutkular, 'ex' olan aşklar yaşadık.

Umutla beklediğimiz her yeni yılda da bir öncekinde neler tecrübe ettiysek iyisini de kötüsünü de tekrardan yaşayacağız.

2013'ten de dileğim her yeni günü taze bir yaşama sevinciyle karşılayabilmek için annelerimiz, babalarımız, çocuklarımız, kardeşlerimiz, sevgililerimiz ve dostlarımız hep sağlıklı olsun, hep mutlu olsun.

2013 kutlu olsun.

Ozan Sezgin

13 Kasım 2012

12-Bar Blues Backing Track in B Minor

Si minör bir 12-bar blues eşlik parçası. Elcağızımla yaptım. Üstüne ne çalmak isterseniz, kendisi size uyar ;)


Bir anekdot...


Yunanca anekdota'dan gelen kelime, "yayımlanmamış, çıkmamış" anlamına geliyor.

Bugünkü anlamına kavuşması ise bilinen son antik vakanüvis Prokopios'un yazdığı Yayımlanmamış Anılar ya da Gizli Tarih olarak yabancı dillere çevrilmiş kitabın orijinal adı (Anekdota i Apokriti Istoria) olmasından kaynaklanıyor.

Prokopios'un İmparator Justinianus döneminde Bizans sosyetesinin özel hayatından o zamana dek duyulmamış ve yazılamamış kısa kısa olayları ve hikayeleri aktardığı kitabın adının "Anekdota" olması nedeniyle kelime zamanla gerçek hayattan küçük olaylar ve hikayeler manasında kullanılmaya başlamış.

Justinianus, meşhur tapınağa, mimarı Hiram'a ve sahibi Kral Süleyman'a hasedinden Ayasofya'yı yaptırıp bittiği gün önünde ellerini açıp gökyüzüne bağırmış, "Evet Süleyman efendiii, şimdi söyle sen mi ben miii?!" diye. Süleyman'ın oralarda çok bozulduğu söyleniyor...

Bu arada bu anlattığım da tabii ki bir anekdot, galat-ı meşhur olmuş anektod değil.