28 Nisan 2011

Sansüre hayır!



Ekşi Sözlük'ün en altında yıllardır duruyor bu yazı, gayet açık ifadeler:

"Devlet tarafından atanmış bir kurumun internet üzerinde kimin hangi bilgiye ulaşıp ulaşamayacağına karar vermesi insan haklarına aykırıdır. Web siteleri kullanıcıların istekleri doğrultusunda bağlandıkları yerlerdir. Kullanıcılar isterlerse bir web sitesine bağlanmayabilirler. Bu güçleri ve imkanları mevcuttur. Bir kullanıcı bir siteye bağlanmak istiyorsa bu onun tercihi ve hakkıdır. Bağlanmak istemiyorsa bu yine onun tercihi ve hakkıdır. Halkın kendisine hizmet etmesi için görevlendirdiği kurumlar hadlerini aşıp halka neye ulaşıp ulaşmayacağını bilmeyen cahil cühela muamelesi edemezler. Ebeveynlerin çocuklarını sakıncalı içeriklerden koruması için çok sayıda bedava ve ücretli yazılım mevcuttur. Bu yazılımlar bir web tarayıcısını kullanmaktan daha karmaşık teknik bilgi gerektirmemektedir. Devletin milletini küçük düşürmesi ve ebleh yerine koyması yasaktır."

17 Nisan 2011

Sócrates ve Corinthians Demokrasisi

"İlk okuyunca kulağınıza Antik Yunan’dan bir hikaye gibi gelse de, büyük futbolcu Sócrates, "Corinthians Demokrasisi" adlı bir özgürlük hareketine 1980’lerin başında öncülük etmişti..."



Sócrates
Futbol tarihinin önemli orta saha beyinlerinden Sócrates 1954 doğumlu. Botafogo’da başladığı kariyerinin ilk zamanlarında bir yıldız olamadığı gibi Brezilya milli formasını da 25 yaşına kadar giymeyi başaramadı. Üstün top kontrolü ve futbol zekası sayesinde “Doktor” lakabını aldığı sanılsa da, doğrusu futbolla aynı anda (bitirmemiş olsa da) tıp fakültesinde okuduğundan böyle anıldığıdır.

1982 ve 1986’da, her ne kadar finale bile çıkamasalar da, dünya kupalarının gelmiş geçmiş en güzel top oynayan Brezilya milli takımı olduğu herkesçe kabul edilen Zico’lu, Falcaõ’lu takımın kaptanlığını yaptı.

Botafogo’dan sonra yıllarca formasını giydiği, kaptanlığını yaptığı Corinthians ile üç şampiyonluk kazandı ve kulübe kattığı değerlerle bir efsane oldu.


Corinthians
Taraftar sayısı olarak Brezilya’nın Flamengo’dan sonra ikinci, Saõ Paulo’nun ise ilk sırada gelen takımı Corinthians. En önemli özelliği ise Brezilya’da aristokratlar değil işçi sınıfı tarafından kurulan ilk ve tek kulüp.

Şu anda herhangi bir futbol kulübünün yönetildiği şekilde yönetilse de Corinthians zamanında ülke siyasetinde oynadığı rolle milyonlarca insanın kalbini çalmış bir kulüp. Takımın 100 bin kişilik stada siyasi mahkumlara özgürlük talep eden bir pankartla çıktığı zamanlar, Brezilya’da bazı konuların konuşulmasının bile insanların kaybolmasına neden olduğu zamanlardı. Bir yandan da ah şu “ben bu filmi seyrettim” hissi yok mu?!


Corinthians Demokrasisi
Futbol ülkesi Brezilya’da futbolun siyaset üzerindeki etkisi tartışılmaz. İçinde bulunduğumuz 2007 yılı, cunta rejiminin 22 yıl sonunda yıkılmasına katkıda bulunan muhteşem bir futbol hareketi, Corinthians Demokrasisi’nin 25’inci yıldönümü.

İlk okuyunca kulağınıza Antik Yunan’dan bir hikaye gibi gelse de, büyük futbolcu Sócrates, "Corinthians Demokrasisi" adlı bir özgürlük hareketine 1980’lerin başında öncülük etmişti. Amacı ordu baskısı altında karşısında mutsuz ama tepkisizce yaşayıp giden Brezilya halkına “Uyanın!” mesajı verecek örnek bir eylemde bulunmaktı. Düşündü taşındı, aklındakileri takım arkadaşlarına anlattı ve eylem başladı. Kaptanları Sócrates tarafından yönlendirilen futbolcular kendileriyle ilgili konularda yönetimin emirlerini dinlemektense her şey için oylama yapıp ona göre karar almaya başladılar. Buna saha çıkacak onbirin belirlenmesinden tutun, maç için stada ne zaman gidecekleri, eşleriyle ne zaman birlikte olacaklarına kadar çeşitli konular dahildi.

Sahaya dev “Demokrasi” pankartlarıyla çıkıyorlardı.



“Corinthians Demokrasisi’yle yarattığımız momentum harikaydı. Futbol gerçekten popüler olduğundan ve sürekli göz önünde olduğumuzdan dolayı ülkede polemik yaratacak ve özgürlüklerle ilgili, işçi ve işveren olmakla ilgili her mecliste tartışılacak bir eylem yaratmayı başardık; ki nüfusun büyük çoğunluğu için demokrasiden bahsetmenin tahayyül edilemeyeceği zamanlardı” diyor Sócrates.

Sócrates ve arkadaşlarının aylar süren savaşı ülkedeki asıl büyük demokrasi savaşına eklendi ve toplumda yarattığı infial diktatörlüğün ipini çekti. Sócrates’in, hayranı ve dostu, o zamanın sendika lideri, daha sonraki İşçi Partisi lideri, daha da sonraki Brezilya cumhurbaşkanı Lula’nın yanında reform denince akla gelen birkaç kişiden biri olması, Corinthians’ın da başarılı olsun olmasın milyonların kalbinde değişmeyecek bir yere sahip olması tesadüf değil.

25 yıl sonra kendi futbolumuza baktığımızda, tribünde kendisini eleştiren gazetecilere sahadan kolunu sokan “futbolcu”lar; bu futbolculara “motivasyon” sağlamak için her türlü ayrımcı - milliyetçi ifadeyi düşüncesizce kullanarak ders almadan ders veren “hoca”lar; katillere şarkılar - kliplerle methiyeler düzülen bir şehirdeki maçlarda sahaya girip futbolculara yumruk atan “taraftar”lar; dayak yiyeni suçlu, dayak atanı suçsuz çıkarabilen “yönetici”ler; bu yöneticilere yaranabilmek için fütursuzca yalanlar yazabilen “gazeteciler” görüyoruz.

Birisi “demokrasi” mi dedi?


Tarafımdan yazılıp, Ekim 20007 tarihli Arena dergisinde yayımlanmıştır.