30 Aralık 2012

Merhaba 2013


Geride bırakmış olduğumuz yılda her seferinde olduğu gibi sevinçler, üzüntüler; mutluluklar, hayal kırıklıkları; kazançlar, kayıplar; doğumlar, ölümler; nikâhlar, boşanmalar; yepyeni dostluklar, kalp kıran küslükler; taptaze tutkular, 'ex' olan aşklar yaşadık.

Umutla beklediğimiz her yeni yılda da bir öncekinde neler tecrübe ettiysek iyisini de kötüsünü de tekrardan yaşayacağız.

2013'ten de dileğim her yeni günü taze bir yaşama sevinciyle karşılayabilmek için annelerimiz, babalarımız, çocuklarımız, kardeşlerimiz, sevgililerimiz ve dostlarımız hep sağlıklı olsun, hep mutlu olsun.

2013 kutlu olsun.

Ozan Sezgin

13 Kasım 2012

12-Bar Blues Backing Track in B Minor

Si minör bir 12-bar blues eşlik parçası. Elcağızımla yaptım. Üstüne ne çalmak isterseniz, kendisi size uyar ;)


Bir anekdot...


Yunanca anekdota'dan gelen kelime, "yayımlanmamış, çıkmamış" anlamına geliyor.

Bugünkü anlamına kavuşması ise bilinen son antik vakanüvis Prokopios'un yazdığı Yayımlanmamış Anılar ya da Gizli Tarih olarak yabancı dillere çevrilmiş kitabın orijinal adı (Anekdota i Apokriti Istoria) olmasından kaynaklanıyor.

Prokopios'un İmparator Justinianus döneminde Bizans sosyetesinin özel hayatından o zamana dek duyulmamış ve yazılamamış kısa kısa olayları ve hikayeleri aktardığı kitabın adının "Anekdota" olması nedeniyle kelime zamanla gerçek hayattan küçük olaylar ve hikayeler manasında kullanılmaya başlamış.

Justinianus, meşhur tapınağa, mimarı Hiram'a ve sahibi Kral Süleyman'a hasedinden Ayasofya'yı yaptırıp bittiği gün önünde ellerini açıp gökyüzüne bağırmış, "Evet Süleyman efendiii, şimdi söyle sen mi ben miii?!" diye. Süleyman'ın oralarda çok bozulduğu söyleniyor...

Bu arada bu anlattığım da tabii ki bir anekdot, galat-ı meşhur olmuş anektod değil.

27 Nisan 2012

Kolonyalizm dedikleri


18 ve 19'uncu yüzyıllardaki Batı düşüncesinde güçlenen ırkçılığın bire bir tezahürüdür Kolonyalizm.

Darwin öncesi ama hafif Darwin'imtrak yaklaşım (Proto-Darwinizm denilen zımbırti) beyaz ırkın tüm hayvan ırklarının üstünde olduğunu öngördüğünden, Avrupa ülkeleri (ve dolayısıyla Kuzey Amerika ülkeleri) bu felsefeden aldıkları gazla kendilerinin dışında kalan tüm dünyayı sömürgeleştirerek boyundurukları altına almayı kendilerine hak addetmişlerdi; (Bkz: Emperyalizm).

Sanayi Devrimi'nden sonra iyice belirginleşen bu kendi kozmik akıllarının aslında kendilerinden hiçbir farkı olmayan bir başka ırkın kozmik aklından üstün olabileceğini varsaymayı zaten açıkça Faşizm olarak adlandırıyoruz. Asıl acı olan da 300 yıl önce bu fikirle yola çıkıp bunun kaçınılmaz sonucu olan iki ayrı Dünya savaşıyla anaları bellenen Avrupa'nın ve modern dünyanın artık ırk ayrımından resmi olarak hayalet görmüş gibi kaçınmasından hiçbir ders almayan biz Doğu medeniyetlerinin halen bu medieval tavırda devam etmeleridir.

Tütün kolonyası ikram ederek Kolonyalist olunmaz ağalar!

23 Ocak 2012

Lokomotifçi Lukas

Lukas'ın yeni baskılarından
Çölde bir adamla karşılaşıyorlardı Lokomotifçi Lukas ve Jim. Taaaa uzakta dev gibi bir adam görüyorlardı. Yaklaştıkça boyu kısalan, yanlarına geldiğinde cüce kalan bir adam.

Michael Ende dedem tarafından yapılan, perspektife kafa göz dalan bu dev cüce adamın muhteşem tasviri sayesinde küçücük aklımın soyutlama kaslarının ilk defa çalıştığını hissetmiştim. Şu anda bile neredeyse aynen gözümün önünde, okuduğumda hayal ettiğim bu sahne.

7 yaşında falandım, Milliyet Çocuk Kitapları vardı, ufak mavi kaplı yüzlerce kitabım vardı. Bunlardan Lokomotofçi Lukas ise benim incilimdi. Karşılaştığım herkese Lukas'ı anlatıyordum. Lukas çok güçlü, çok maharetliydi mesela. Bir demir çubuğu büküp fiyonk gibi bağlayabilir, Tükürüğüne ise havada takla attırabilirdi. Düşün, sanki babamın arkadaşı, o zaman öyle seviyorum Lukas'ı.

Hepimizin vardır çocukken babamızın çok sevdiğimiz bir arkadaşı, ilgilenir bizle, oynar, piçlik falan öğretir gizlice. Büyüdüğümüzde pek ilgilenmeyiz Lukas amcayla, loser bir tiptir, hayatın sillesi falan. Başarısızdır. Niye? E herkes çalışırken sen çocuklarla oynadın, kafan paraya pula değil piçliğe çalıştı yıllarca.

Sahiden yahu Lukas amcalara neden yazık oluyor, gerçek dünya ne kadar sert, çocuk ruhlu insanlar niye korunaksız?

06 Ocak 2012

"Papazı dövdürmeyecektik"

Marangoz, eski Türkiye İşçi Partili, rahmetli Sarkis Çerkezoğlu'dan bu topraklara ait bir fabl. Buyurun:

Üç kafadar bir yaz günü yaya olarak yolculuk yapmak zorunda kalıyorlar. Biri Türk, biri Kürt, diğeri de Ermeni. Ermeni olan aynı zamanda da papaz. Sıcak, bir süre sonra yolda susuyorlar. Etrafta su yok. Bağların olgun zamanı. "İki salkım üzüm yiyelim de ağzımız ıslansın" diye bir bağa giriyorlar. Bağın sahibi bir Türk ama onu görememişler. Papaz din adamı ya, "Burası kimindir? Ayıptır" demiş, diğerleri "Yahu kaç paraysa veririz" diyerek yemeye başlamışlar ki bağın sahibi gelmiş. Bakmış yabancı birileri üzümünü yiyor. Fena bozulmuş ama üç kişiyle de başa çıkamayacağını düşünmüş. Birine bakmış, kıyafetinden Ermeni ve papaz olduğu belli. Diğerine bakmış, konuşmasından Kürt olduğunu anlamış. Üçüncüsü de Türk.

Dönmüş Ermeni'ye, "Bak bu adam Türk, yesin malımı, benim kanımdandır, helali hoş olsun. Bu da Kürt'tür ama yine de din kardeşimdir. Peki sen ne demeye yiyorsun benim üzümümü?" demiş. Bu laf, üzerlerine sorumluluk yüklenmeyen Türk ve Kürt'ün hoşuna gitmiş. Adam, diğerleri seyrederken papazı bir güzel dövmüş, kıpırdayacak hal bırakmamış, yere uzatmış.

Bağ sahibi, üç kişiden birini eksiltince Kürt'e dönmüş. "Madem müslümansın da niye bağıma giriyorsun? Bu adam benim milletimden, kanımdan yediyse afiyet olsun, sana ne oluyor?" diyerek bir güzel onu da dövmüş ve yere uzatmış.

Bağın günahı diğer ikisine kalınca Türk'ün gönlü tam rahatlamış ki, bağ sahibi Türk'e dönmüş ve "Ulan hem Türk'sün, hem müslüman, aynı kandanız, aynı dindeniz, bana yapılır mı bu?!" diyerek Türk'e de vurmaya başlamış. Türk dayağı yerken bir ara Kürt'ün yanına devrilmiş, iki yumruğun arasında kulağına "Biz," demiş "papazı dövdürmeyecektik"...