15 Haziran 2006

Roma Oda Sistemi

Çok önceleri, matbaanın icadıyla kitaplar tüm insanlığa ulaşmazdan evvel, yazı yazabilmek de çok küçük bir azınlığın ayrıcalığıyken, dünya gayet güzel idare edebiliyordu kendini.

“Nasıl yani”, değil mi?

Bu insanların hiç biri okumayı ve bilhassa yazmayı bilmezken ticaret yapıyorlar, borçlarını, alacaklarını, adresleri, ekim günlerini, hasat günlerini, aile üyelerinin ve tanıdıklarının isimlerini, kanunları, tarihleri ve yazılı olduğu takdirde hayatı kolaylaştıracak daha birçok şeyi hatırlarında tutabiliyorlardı.


Peki, nasıl?


Tabii ki sadece hafızalarını kullanıyorlardı ve özel bir tekniğe ihtiyaç duymadan takılıp gidiyorlardı. Öğretmenler hariç.

Günlük konuları her an hatırda tutabilmek de önemli bir şey tabii, ancak öğretmenlerin çok büyük miktarda veriyi anımsayabilmeleri ve eksiksiz şekilde aktarabilmeleri gerekiyordu. Bunun için de sıradan bir hafızadan çok daha güvenilir bir sisteme ihtiyaç vardı. İşte Eski Yunan’da bulunan ve Romalılar tarafından mükemmelleştirilen bu metot Roma Oda Sistemi idi.

Aslen çok basit bir metot. Dilerseniz deneyelim:
Mesela bir oda düşünün. Kapısı, penceresi, şöminesi olan sıradan bir oda. Köşelerden birinde bir televizyon var. Tamam mı? Öyleyse iki koltuk ekleyin şöminenin tam karşısına. Kapı solda, pencere sağda, şömine karşıda, TV sağ köşede. İki koltuğun arasına bir zigon koyun. Arka duvarda da bir kitaplık var. Hepsi tamam mı kafanızda? Öyleyse kapıdan çıkın şimdi. Odada neler olduğunu hatırlayabiliyor musunuz hemen? Tabii ki evet, şömine, televizyon, koltuklar, zigon ve kitaplık. Gayet kolay ve mantıklı. Şimdi ilginç yanı geliyor.

Diyelim ki bugün alışverişe çıkmanız lazım ve yazı yazmayı bilmediğiniz için almanız gerekenlerin listesini kafanızda tutmanız gerekiyor:

  1. Saat
  2. Odun
  3. Tabak
  4. Peçete
  5. Makarna

Öyleyse bunları hatırlamak için hemen hayali odamızı düşünelim ve hatırlamamız gerekenleri odaya yerleştirelim. Saati kitaplığa koyuyoruz. Odunlar şöminede. Siz koltukta oturuyorsunuz, elinizdeki tabaktan makarna yiyerek televizyona bakıyorsunuz. Sehpanın üzerinde de peçete var, ağzınızı silmeniz için.

Şimdi odaya theoria yapın, kuş bakışı bir daha bakın: Koltuk-kase-makarna-televizyon, kitaplık-saat, şömine-odun, sehpa-peçete.

Hatırlıyorsunuz işte listeyi. Romalısınız artık.


Hafıza Sarayı

Bir hafıza sarayı basitçe içinde sayısız Roma Odası bulunan, koridorlarıyla, holleriyle kocaman bir saraydır. Bilgilerinizi depoladığınız odacıkları büyütüp, böyle çeşitli odalar eklediğinizde, bu odaların kategori olarak birbirleriyle benzer olanlarını aynı koridora koyduğunuzda, çeşitli koridorları da tek bir hole bağladığınızda, hele bir de o holden üst katlara çıkılıyorsa mükemmel bir saray inşa etmişsiniz demektir. Bakın artık binlerce şeyi, aklınızda tutabiliyorsunuz. İşte yazı bile yazmayı bilmeyen kültürlerin felsefeci, iktisatçı, tarihçi çıkarabilmelerinin bence sırrı...

Bizi sınırlayan tek şey hayalgücümüz...

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Isik ve ses gosterisine donusmus gundelik hayatta yazi yazmayi bilip, not aldigimiz kagitlari kaybetmememiz lazim.
-Dur bi saniye, telefonum caliyor.-
Ne diyorduk? Makarna?

Unknown dedi ki...

Hocam şömineolayına çok güzel değinmişsiniz :)