18 Ocak 2013

Entelektüel kimdir, sorumluluğu nedir?

Biz insanlar, orta sınıf ahlâkımızla davranırız ve entelektüel insanı da sevmeyiz. Açıktan açığa aşağılarız da, aslında bizi içten içe rahatsız ettiğindendir. Acaba entelektüeller, diğer bir tabirle "aydınlar" içlerinde yaşadıkları toplumun diğer bireylerini neden rahatsız ediyorlar?

Entelektüel kavramıyla ilgili tartışmada ben Hz. Adorno'nun yanındayım: "Entelektüelin kendini yaşadığı topluma yabancı hissetmesi ahlâki sorumluluğudur."

Bir nevi ontolojik evsizlik meselesi. Bir entelektüel, içinde bulunduğu topluma yabancılaştıkça, dışarıdan bakabildikçe göz ardı edilen sorunları net görebilir ve dile getirebilir. Kendisini yaşananlardan rahatsız hissetmelidir ki o da çevresini rahatsız edebilsin. Frankfurt okulunun meşhur müdürü Adorno gerçekten 20. yüzyılın en önemli birkaç düşünüründen biri.

Entelektüel sorumluluğu, iki büyük dünya savaşının yaşandığı 20. yüzyılda çok irdelendi. Hatta Edward Said'e göre "...entelektüel, eskiden olduğu gibi, toplumda bir uzlaşma oluşturacak genel simgeleri yaratan biri değil, bu simgeleri sorgulayan, kutsal sayılan gelenek ve değerlerin ikiyüzlülüğünü, ırkçılığını, cinsiyetçiliğini teşhir eden; hiçbir fikir ayrılığına tahammülleri olmayan kutsal metin gardiyanlarıyla mücadeleden çekinmeyen kişidir"...

Bu bağlamda kaçınılmaz son söz: Rahatsız ediyorsam kusura bakmayın ama hepimiz her gün dünyayı değiştirmek zorundayız.

30 Aralık 2012

Merhaba 2013


Geride bırakmış olduğumuz yılda her seferinde olduğu gibi sevinçler, üzüntüler; mutluluklar, hayal kırıklıkları; kazançlar, kayıplar; doğumlar, ölümler; nikâhlar, boşanmalar; yepyeni dostluklar, kalp kıran küslükler; taptaze tutkular, 'ex' olan aşklar yaşadık.

Umutla beklediğimiz her yeni yılda da bir öncekinde neler tecrübe ettiysek iyisini de kötüsünü de tekrardan yaşayacağız.

2013'ten de dileğim her yeni günü taze bir yaşama sevinciyle karşılayabilmek için annelerimiz, babalarımız, çocuklarımız, kardeşlerimiz, sevgililerimiz ve dostlarımız hep sağlıklı olsun, hep mutlu olsun.

2013 kutlu olsun.

Ozan Sezgin

13 Kasım 2012

12-Bar Blues Backing Track in B Minor

Si minör bir 12-bar blues eşlik parçası. Elcağızımla yaptım. Üstüne ne çalmak isterseniz, kendisi size uyar ;)


Bir anekdot...


Yunanca anekdota'dan gelen kelime, "yayımlanmamış, çıkmamış" anlamına geliyor.

Bugünkü anlamına kavuşması ise bilinen son antik vakanüvis Prokopios'un yazdığı Yayımlanmamış Anılar ya da Gizli Tarih olarak yabancı dillere çevrilmiş kitabın orijinal adı (Anekdota i Apokriti Istoria) olmasından kaynaklanıyor.

Prokopios'un İmparator Justinianus döneminde Bizans sosyetesinin özel hayatından o zamana dek duyulmamış ve yazılamamış kısa kısa olayları ve hikayeleri aktardığı kitabın adının "Anekdota" olması nedeniyle kelime zamanla gerçek hayattan küçük olaylar ve hikayeler manasında kullanılmaya başlamış.

Justinianus, meşhur tapınağa, mimarı Hiram'a ve sahibi Kral Süleyman'a hasedinden Ayasofya'yı yaptırıp bittiği gün önünde ellerini açıp gökyüzüne bağırmış, "Evet Süleyman efendiii, şimdi söyle sen mi ben miii?!" diye. Süleyman'ın oralarda çok bozulduğu söyleniyor...

Bu arada bu anlattığım da tabii ki bir anekdot, galat-ı meşhur olmuş anektod değil.

27 Nisan 2012

Kolonyalizm dedikleri


18 ve 19'uncu yüzyıllardaki Batı düşüncesinde güçlenen ırkçılığın bire bir tezahürüdür Kolonyalizm.

Darwin öncesi ama hafif Darwin'imtrak yaklaşım (Proto-Darwinizm denilen zımbırti) beyaz ırkın tüm hayvan ırklarının üstünde olduğunu öngördüğünden, Avrupa ülkeleri (ve dolayısıyla Kuzey Amerika ülkeleri) bu felsefeden aldıkları gazla kendilerinin dışında kalan tüm dünyayı sömürgeleştirerek boyundurukları altına almayı kendilerine hak addetmişlerdi; (Bkz: Emperyalizm).

Sanayi Devrimi'nden sonra iyice belirginleşen bu kendi kozmik akıllarının aslında kendilerinden hiçbir farkı olmayan bir başka ırkın kozmik aklından üstün olabileceğini varsaymayı zaten açıkça Faşizm olarak adlandırıyoruz. Asıl acı olan da 300 yıl önce bu fikirle yola çıkıp bunun kaçınılmaz sonucu olan iki ayrı Dünya savaşıyla anaları bellenen Avrupa'nın ve modern dünyanın artık ırk ayrımından resmi olarak hayalet görmüş gibi kaçınmasından hiçbir ders almayan biz Doğu medeniyetlerinin halen bu medieval tavırda devam etmeleridir.

Tütün kolonyası ikram ederek Kolonyalist olunmaz ağalar!

23 Ocak 2012

Lokomotifçi Lukas

Lukas'ın yeni baskılarından
Çölde bir adamla karşılaşıyorlardı Lokomotifçi Lukas ve Jim. Taaaa uzakta dev gibi bir adam görüyorlardı. Yaklaştıkça boyu kısalan, yanlarına geldiğinde cüce kalan bir adam.

Michael Ende dedem tarafından yapılan, perspektife kafa göz dalan bu dev cüce adamın muhteşem tasviri sayesinde küçücük aklımın soyutlama kaslarının ilk defa çalıştığını hissetmiştim. Şu anda bile neredeyse aynen gözümün önünde, okuduğumda hayal ettiğim bu sahne.

7 yaşında falandım, Milliyet Çocuk Kitapları vardı, ufak mavi kaplı yüzlerce kitabım vardı. Bunlardan Lokomotofçi Lukas ise benim incilimdi. Karşılaştığım herkese Lukas'ı anlatıyordum. Lukas çok güçlü, çok maharetliydi mesela. Bir demir çubuğu büküp fiyonk gibi bağlayabilir, Tükürüğüne ise havada takla attırabilirdi. Düşün, sanki babamın arkadaşı, o zaman öyle seviyorum Lukas'ı.

Hepimizin vardır çocukken babamızın çok sevdiğimiz bir arkadaşı, ilgilenir bizle, oynar, piçlik falan öğretir gizlice. Büyüdüğümüzde pek ilgilenmeyiz Lukas amcayla, loser bir tiptir, hayatın sillesi falan. Başarısızdır. Niye? E herkes çalışırken sen çocuklarla oynadın, kafan paraya pula değil piçliğe çalıştı yıllarca.

Sahiden yahu Lukas amcalara neden yazık oluyor, gerçek dünya ne kadar sert, çocuk ruhlu insanlar niye korunaksız?

06 Ocak 2012

"Papazı dövdürmeyecektik"

Marangoz, eski Türkiye İşçi Partili, rahmetli Sarkis Çerkezoğlu'dan bu topraklara ait bir fabl. Buyurun:

Üç kafadar bir yaz günü yaya olarak yolculuk yapmak zorunda kalıyorlar. Biri Türk, biri Kürt, diğeri de Ermeni. Ermeni olan aynı zamanda da papaz. Sıcak, bir süre sonra yolda susuyorlar. Etrafta su yok. Bağların olgun zamanı. "İki salkım üzüm yiyelim de ağzımız ıslansın" diye bir bağa giriyorlar. Bağın sahibi bir Türk ama onu görememişler. Papaz din adamı ya, "Burası kimindir? Ayıptır" demiş, diğerleri "Yahu kaç paraysa veririz" diyerek yemeye başlamışlar ki bağın sahibi gelmiş. Bakmış yabancı birileri üzümünü yiyor. Fena bozulmuş ama üç kişiyle de başa çıkamayacağını düşünmüş. Birine bakmış, kıyafetinden Ermeni ve papaz olduğu belli. Diğerine bakmış, konuşmasından Kürt olduğunu anlamış. Üçüncüsü de Türk.

Dönmüş Ermeni'ye, "Bak bu adam Türk, yesin malımı, benim kanımdandır, helali hoş olsun. Bu da Kürt'tür ama yine de din kardeşimdir. Peki sen ne demeye yiyorsun benim üzümümü?" demiş. Bu laf, üzerlerine sorumluluk yüklenmeyen Türk ve Kürt'ün hoşuna gitmiş. Adam, diğerleri seyrederken papazı bir güzel dövmüş, kıpırdayacak hal bırakmamış, yere uzatmış.

Bağ sahibi, üç kişiden birini eksiltince Kürt'e dönmüş. "Madem müslümansın da niye bağıma giriyorsun? Bu adam benim milletimden, kanımdan yediyse afiyet olsun, sana ne oluyor?" diyerek bir güzel onu da dövmüş ve yere uzatmış.

Bağın günahı diğer ikisine kalınca Türk'ün gönlü tam rahatlamış ki, bağ sahibi Türk'e dönmüş ve "Ulan hem Türk'sün, hem müslüman, aynı kandanız, aynı dindeniz, bana yapılır mı bu?!" diyerek Türk'e de vurmaya başlamış. Türk dayağı yerken bir ara Kürt'ün yanına devrilmiş, iki yumruğun arasında kulağına "Biz," demiş "papazı dövdürmeyecektik"...

01 Eylül 2011

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği?

"başörtülü gençlere burs vermiyoruz" dedikleri için hakkında bir şeyler yazmak durumunda hissettiğim bir dernek, çağdaş yaşamı destekleme derneği.

bilhassa doğu'da kızların eğitilebilmesi için çydd'nin çabalarını takdirle karşılıyorum. gerek kardelenler, gerek tüm burs projelerine saygıyla bakıyorum. başörtülülere burs vermek istemeyebilirler, tıpkı istanbul belediyesi'nin üniversitelilere harç kredisi ve burs verirken seçici davrandığı gibi. kendi tercihleridir. rahmetli türkan saylan'ın siyasi görüşlerine ve yöntemlerine katılmamam, kendisinin bu vatana yaptığı faydalı işleri görmezden gelmeme neden olamaz. çok açıktır bu.

ama bu tercihin şöyle bir sonucu olduğunu bundan 10 sene kadar önce çok yakından yaşadım. 1999'da deprem zamanı içinde çalıştığımız, üyesi olduğumuz sivil toplum kuruluşu (afsgd) olarak da istanbul valiliği'nde kurulan kriz masasına başvurmuş ve yardımcı olmak istediğimizi belirtmiş, bilhassa ceylan pirinççioğlu'nun büyük eforuyla müthiş işler yapan kriz masasının ufak bir ayağını da biz oluşturmuştuk.

değirmendere ve gölcük'e çok sayıda gönüllü gönderdik, ve kendilerinden aldığımız bilgilere göre nerede ne eksikse hemen istanbul'dan kamyonlara yükleyip temsilcilerimize gönderiyorduk dağıtılmak üzere.

değirmendere'de kızılay çadırlarından oluşturulmuş acil kamplardan birinden telefon etti bir gönüllümüz:

- "burada pek bir şeye gerek yok, çydd burada, yardım dağıtıyorlar zaten"
- "ok nefis, siz de onlara yardımcı olun öyleyse"

yarım saat sonra bir telefon daha geldi başka birinden:

- "burada çok kötü kavga çıktı, jandarmalık olduk, kafa göz yarık hepimizde.".
- "neden?"
- "yardım önerimizi kabul etti çydd görevlileri, ama dağıtım yapılırken sadece türbanlılara, sakallılara vermiyorlardı".
- "ee?"
- "biz de çydd'lilerle taşlarla sopalarla kavga ettik."

bu yukarıda yazdıklarımı bire bir yaşadık, hatırımızdadır. reddeden olacaktır, ben bildiklerimi söyledim, bu da ta o zaman, 20'li yaşlarımdayken bu derneğe bakışımı değişmesi zor bir biçimde yerleştirmiştir.

çydd'nin yaptığı faydalı işlere devam etmesini yürekten diliyorum. umarım burslar vermeye devam ederler, okuma imkanı ömür boyu olamayacak insanlar, kızlar okurlar, büyürler, belki ileride daha güzel, daha yaşanılabilir bir ülkede yaşarlar. ve umarım okuyup büyüyüp birer yetişkin olduklarında bu nefret tohumlarını saçmayacak birer birey olurlar.

çünkü benim nazarımda aslolan insanlıktır. "önce vatan" yazan her dağda taşta "önce insan" yazıldığında hepimiz sade birer insan olabileceğiz.

Rand vs. Kant: Sonucu belli bir karşılaşma

"İnsanlık tarihinin en kötü insanı" demiş yeteneksiz yazar Ayn Rand, Kant için. Kant sevdalısı olduğumu söyleyemem ancak Ayn R...

Çok Okunanlar