30 Mart 2011

Pasaport Polisi Diaries

Bir beş-altı yılı var. Heathrow ya da Stansted; hatırlamıyorum. 

British Airways, İstanbul-Londra. Sarhoşum, uçakta hostese şirinlik yapıp kendimi mini-şaraba boğdurmuşum. Tam yan sırada iki gömlek ceket eleman oturuyor, biri nezle, hapşırıyor hep burnunu siliyor falan, gıcık gıcık bakıyorlar, çözemiyorum; pek de iplemiyorum, birazdan da sızıyorum. Bir ara yarı uyur halde kulağıma ne çalındıysa belli oluyor ki bunlar pek güzide bir cemaatimizden kardeşler; şaraba, küpeye falan kıllanmışlar, cibiliyetsizce atıp tutuyorlar şahsım hakkında: yok bu bulsa domuz da yiyordur, yok bunun karısı da herkese veriyordur, oydu da buydu da... Ulan birden dellendim, ama baktım kemeri söküp uçsam gereken noktada duramam, inince tutuklanırız, siktiret uyu sen. İniyoruz zaten birazdan, hop pasaport, hop İngiliz gıcık polis. 

Polis: Ne amaçla geldiniz?
Ozan: Turistik.
Polis: Nerede kalacaksınız?
Ozan: X hotel.
Polis: Buyurun iyi tatiller.
Ozan: Bir şey söyleyebilir miyim?
Polis: ?
Ozan: Sırada bekleyen iki ceketli türk var, iki-üç arkamda...
Polis: Evet?
Ozan: Uçakta 10 dakikada bir sırayla tuvalete gidiyorlardı devamlı. Sürekli burunlarını siliyorlar hatta bakın.
Polis: Hmm, buyurun siz geçin. -Dübilidübili hışırhışır (telsiz).

Ben yürüyorum sakin sakin bavul bantına doğru, yanımdan K-9 çomarlı iki polis hızla terse doğru geçerek bankoya gidiyor.

Bavulum hemen gelse diyorum, bu müslümanlardan hançer çıkmasın diyorum. Bavulum bayağı bir gelmiyor, ama hacılar da bayağı bir gelmiyor. Bavul hançerden keskinmiş diyorum, gülümseyerek iğrenç, sikko sikko yağan Londra yağmuruna çıkıyorum.

Hiç yorum yok: