01 Nisan 2007

Ex nihilo nihil fit *

Nisan 2007 tarihli ARENA dergisinde yayımlanmıştır.

“Ülkenin düzelmesi, daha iyiye gitmesi, kendini toparlaması için gerekli olan nedir?” sorusunu yönelttiğiniz zaman tüm çapsız entellektüellerimizden aynı cevabı alırsınız: “Eğitim”.

Bunlar okumuş, ama okuduğunu pek anlamamış arkadaşlardır. Sorunlara çözüm bulmaya çalıştıkları, sorunlar üzerinde düşündükleri izlenimi vermek için kestirme cevaplar bulmuşlardır. Eğitim bu çözüm önerilerinin en akıllıcalarından biridir; çünkü detaylıca sohbet etmedikçe çürütmesi zor bir önermedir sorunların ana çözümünün eğitim olduğu. Herkes eğitimli olunca sorunların çözüleceğine inanırlar. Bir tanesi de düşünmez ki, felsefesi, edebiyatı, sanatı, objektif tarihi, düşünce akımları olmayan bir ülkenin akademik tutarlılığı olabilir mi acaba diye... Batı sisteminin eğitim şablonlarını kopyalayarak çocuklarımızı düzgün eğitelim istiyoruz. Bona fide yaklaşıma, iyi niyete şüphe yok. Ama sistem kurmayı beceremeyecek bir düşünsel altyapı ile yola çıkınca, okul binası yapmış oluyoruz sadece. O binanın sadece adı okul oluyor. Kapısında 101 yazan odalarla bölmüş oluyoruz o binaları.

Düzgün, tıkır tıkır işleyen bir üniversite göreniniz var mı ülkede? Kendini bilime adayabilmiş, üniversitenin kaynaklarından istediği kadar faydalanabilen, akademik araştırmalarının sonucunu bürokrasiye bulaşmadan, özgürce yayımlayabilen hoca var mı ülkede?

Batı düşüncesinin kendinde yerleştirdiği en yüce erdem adalettir. Bu da eğitimle değil, niyetle olur. Latincede ubi ius, ubi remedium diye bir hukuki ifade vardır. Nerede bir hak varsa, orada yasal çare de bulunur, demektir. Açarsak, eğer senin vatandaşın hakkını aradığında kışkışlanırsa, adalet sağlanamamış demektir. Eğer güçlünün hakkını güçsüzün hakkından büyük görürsen adalet sağlanamamış demektir. Adalet sistemi düzgün çalışmadığı sürece demokrasiden veya eşitlikten bahsedemeyiz.

Gelişmiş ülkelerin yollarında araç trafiğine dikkat ettiğinizde insanların sürekli birbirine saygı göstermesine şaşırırsınız. Beş araç sağa dönmek için sıralandıysa, arkadan gelen altıncı, haliyle altıncı olarak girer oraya. Çünkü kurallar karşısında diğerleriyle eşit olduğunu annesinin adı kadar kesin biliyordur. Bu fotoğrafı hemen uygulayalım buraya: O altıncı arkadaş sağ şeride girmez, o beş kişiyi yok sayarak gider kafasını sokar birinciyle ikincinin arasına, ikinci aracın sürücüsü de haklı olarak yol vermemeye yeltenir ya da korna çalar. Örneğin devamındaki grafik şiddeti okura bırakarak, bunun neden böyle olduğunu düşünelim. Mesela ilk akla gelen, en okumuşumuz dahil hepimizin terbiyesizin önde gideni olmasıdır! Karşımızdakine neden her konuda saygısızlık yaptığımızı hiç düşündünüz mü?


Saygısızlık varoluşun reddidir. Kelimenin kendisi anlatıyor zaten: Senden olmayanı yok saymak, hiç saymaktır. Saygı, karşındakini sayarak olur. Muhatabım beni saymayarak hareket ettiğinde, hakkımı gaspetmiş olur. Hakkımı aradığımda alabilirsem, karşımdaki sizce bir daha benim hakkımı gaspetmeye kalkar mı? Yukarıdaki örnekte bahsedilen trafik deneyinde haksız konumdaki deneğe, işlediği kusurun karşılığı olan yaptırım uygulansa, ama her seferinde uygulansa, denek işlediği kusuru tekrarlamaktan kanun zoruyla vazgeçecektir. Kanun zoruyla istemeye istemeye sıraya girecek, bunu yıllar boyu yapacaktır. Bu adalettir. Bir adım daha ilerleyelim: Bu arkadaşın çocuğu 20 yıl sonra trafikteki diğer araçlara kanun zoruyla mı saygı gösterecek, yoksa babasından öyle gördüğü için mi saygı gösterecek?

Daha da önemli nokta kendi kendine ortaya çıktı yukarıda. Örnek olarak verdiğim, trafikte yol hakkına saygı duyma alışkanlığı zamanla hayatımıza “tüm haklara saygı duymak” olarak yansıyacak. Trafikte yol verdiğimiz kişi, herhangi bir konuda kişisel fikrini ifade ettiğinde de saygı göstereceğiz. Neden de basit; bileceğiz ki babamız onun babasının hakkına saygı duyuyordu çünkü düzgün çalışan bir adalet sistemi aksine izin vermiyor zaten.

Bir toplumun kendi içinde ve diğer toplumlarla karşılıklı anlayışla yaşayabilmesi için belli temel değerlere sahip olması gerekir ve bunların en önde geleni adalettir. Magna Carta’nın yayımlanma tarihine baktığımızda, batının neden bize göre çok fazla batıda olduğu kolayca anlaşılır.

Bizim ülkemizin “düşünen” insanları örnek aldıkları batının şekilleriyle yaşarlar ama batının kavramlarıyla hiç düşünmezler. Başlığın anlamı da bu arkadaşların bir türlü çözemediği ve eğitimde karar kıldığı “Ne olacak bu ülkenin hali?” sorusunu cevaplıyor:


* Hiçten, hiçbir şey çıkmaz.

1 yorum:

Oğuz Çavlı dedi ki...

Güzel olmuş. Ben beğendim.
Adalet bence de en önemlisi. O eksik olursa herşey çatırdamaya müsait.

John Rawls okusan -ya da okuduysan- çok seversin. A Theory of Justice (1971), Political Liberalism,
merak edenlere
http://en.wikipedia.org/wiki/John_Rawls

Tek katılmadığım husus:
Bizim ülkemizin “düşünen” insanları örnek aldıkları batının şekilleriyle yaşarlar ama batının kavramlarıyla hiç düşünmezler. Bu cümle.

Batılılar da bence kendine müslüman.